Toplumu ve onu oluşturan bireylerin sağlıklı ve güçlü olarak yaşamasında, ekonomik ve sosyal yönden gelişmesinde, refah düzeyinin artmasında, huzurlu ve güvence altında varlığını sürdürebilmesinde yeterli ve dengeli beslenme temel koşullardan birisi belki de en önemlisidir. Beslenme; büyüme ve gelişme, yaşamın sürdürülmesi, sağlığın korunması ve geliştirilmesi için besinlerin tüketilmesidir. Bireyin beslenme durumunu; besinin üretiminden tüketimine kadar birçok etmen etkiler. Sağlıklı bir yaşam ancak gıda güvencesi ve güvenliğinin sağlanması ile sürdürülebilir.
Gıda güvencesi, bütün insanların her zaman aktif ve sağlıklı bir yaşam için gerekli olan besin ihtiyaçlarını ve gıda önceliklerini karşılayabilmek amacıyla yeterli, sağlıklı, güvenilir ve besleyici gıdaya fiziken ve ekonomik bakımdan erişmeleri ve sürdürmeleri durumudur (WHO, 2000; Helsinki, 1990).
Gıda güvencesi; yani insanların sürdürülebilir, güvenilir, uygun fiyatta, kaliteli, sağlıklı beslenme alışkanlığını geliştirecek besinleri satın alma ve tüketme hakkına sahip olduğu, 1992 yılında Uluslararası Beslenme Konferansı (International Conference on Nutrition-ICN) ve 1996 yılında Dünya Gıda Zirvesi’nde (World Food Summit) üzerinde önemle durulmuştur (WHO, 2000; FAO/WHO,1992). Türkiye bu doğrultuda bir rapor hazırlamış ve Türkiye’deki mevcut durumu sunmuş, konferans kararlarına katılmayı onaylamıştır (Yücecan et al. 1991). 1996 yılında da ICN izleme raporu ile mevcut durumdaki değişiklikleri ortaya koymuştur (Pekcan et al. 1996).
Açlık ve gıda güvencesizliği sorunlarının global boyutları bulunmaktadır. Dünya nüfusundaki hızlı artış ve doğal kaynaklar üzerindeki baskılar göz önüne alındığında acil, kararlı ve uyumlu eylemlerin yapılmaması halinde bu durumun bazı bölgelerde devam etmesi ve hatta ciddi biçimde artması kaçınılmazdır. Yoksulluk gıda güvencesizliğinin en büyük nedenidir ve fakirliğin ortadan kaldırılması çalışmalarındaki ilerlemeler besine erişimin iyileştirilmesinde yaşamsal rol oynamaktadır (FAO/WHO,1992).
Gıda güvencesi ve güvenliğinin sağlanması, sağlığın korunması ve geliştirilmesi, hastalıkların önlenmesi, çevrenin korunması ve sosyo-ekonomik gelişmenin sağlanɭası amacıyla politikalar oluşturulurken besin ve sağlık kavramları birlikte ele alınmalıdır. Bu doğrultuda besin, beslenme plan ve politikalarının oluşturulması tarım, sağlık, eğitim, ticaret ve sanayi kuruluşlarının, akademik kuruluşların, besin sanayinin, sivil toplum örgütlerinin işbirliğini gerektirmektedir (Pekcan, 1999a, 2001a). Sağlığın korunması ve geliştirilmesi, besine bağlı hastalıkların önlenmenin, sosyoekonomik gelişmeyi ve sürdürülebilir çevrenin desteklenmesi besin ve beslenme politikalarının en önemli sonucudur. Kapsamlı bir politika beslenme, besin güvenliği ve sürdürülebilir besin güvencesi stratejilerini birlikte içerir (WHO, 2000). Afet ve acil durumlarda besin ve beslenme güvencesinin sağlanması ve durumun saptanması da politikalarda yer almalıdır.
Besin ve beslenme politikası, hükümetlerin yaptırımına dayalı, toplumun tüm bireyleri için beslenme yönünden kaliteli ve güvenilir gıdaya ekonomik olarakta ulaşmayı sağlayan, uygun olarak etiketlenmiş ve sağlığı koruyan ve geliştiren, beslenme alışkanlıklarını düzeltmeye yönelik eşgüdümlü eylemlerdir. Yaklaşım beslenme biçimi ile sağlık arası etkileşimin olduğu varsayımına dayalıdır (Helsing, 1990).
Besin Tüketim Alışkanlıkları ve Güncel Eğilimler Türk halkının beslenme durumuna bakıldığında Türkiye’de temel besin ekmek ve diğer tahıl ürünleridir. Günlük enerjinin ortalama %44’ü sadece ekmekten, %58’i ise ekmek ve diğer tahıl ürünlerinden sağlanmaktadır. Yıllar içerisinde besin tüketim eğilimi incelendiğinde ekmek, süt-yoğurt, et ve ürünleri, taze sebze ve meyve tüketiminin azaldığı; kurubaklagil, yumurta ve şeker tüketiminin ise arttığı söylenebilir. Genelde toplam yağ tüketim miktarında önemli farklılık olmamasına karşın, bitkisel sıvı yağ tüketim miktarının katı yağa oranla arttığı gözlenmektedir (Pekcan, 2000). Toplumun bazı kesimlerinde hane halkı gıda güvencesizliği ve hayvansal ürünlerin az miktarda tüketimine bağlı olarak makro ve mikro besin öğeleri eksikliği görülmektedir (TKB, 2000).
Türkiye’de, enerji ve besin öğeleri yönünden beslenme durumu incelendiğinde, enerjiyi yetersiz düzeyde tüketen aile oranı düşüktür. Toplam protein tüketimi kişi başına yeterli düzeydedir. Proteinin çoğu bitkisel kaynaklıdır. Hayvansal protein tüketimi ise yetersizdir. Kalsiyum (%13-26), vitamin A (%3-31) ve riboflavini (%34-40) yetersiz tüketenlerin oranı oldukça yüksektir. Özellikle süt ve ürünlerinin yetersiz düzeyde tüketilmesi kalsiyum ve riboflavin yetersizliğinin temel nedenidir. Demiri yetersiz düzeyde tüketenlerin oranı düşük olmasına karşın, demir yetersizliği anemisi görülme oranı çok yüksektir (Pekcan, Karaağaoğlu, 2000; Pekcan 2001b).
Türkiye beslenme durumu yönünden hem gelişmekte olan, hem de gelişmiş ülkelerin sorunlarını birlikte içeren bir görünüme sahiptir. Türkiye’de halkın beslenme durumu bölgelere, mevsimlere, sosyo-ekonomik düzeye ve kentsel-kırsal yerleşim yerlerine göre önemli farklılıklar göstermektedir. Bunun temel nedenlerinin başında gelir dağılımındaki dengesizlik gelmektedir. Bu durum beslenme sorunlarının niteliği ve görülme sıklığı üzerinde etkili olmaktadır. Ayrıca beslenme konusundaki bilgisizlik, hatalı besin seçimi ile yanlış hazırlama, pişirme ve saklama yöntemlerinin uygulanmasına neden olmakta ve beslenme sorunlarının boyutlarının büyümesine yol açmaktadır (Pekcan, 1998).
Yıllar içerisinde toplumun beslenme şekli değişebilmekte ve bu değişiklikler beslenme sorunlarına neden olmakta, halk sağlığını etkileyebilmektedir. Bu nedenle politikaların üretilebilmesi, etkin olarak izlenmesi ve değerlendirilmesi süreklilik gösteren ulusal besin, beslenme ve sağlık bilgi sisteminin oluşturulmasını gerektirmektedir (Arslan ve ark, 2000). Bu amaçla beslenme ve sağlık durumunun saptanmasına yönelik besin tüketim araştırmalarının her 5-10 yıl aralıklarla yapılması önerilmektedir (WHO, 1988). Bu araştırmalara dayalı olarak hedeflerin belirlenmesi; besin ve beslenme plan ve politikalarının oluşturulması ve ülke koşullarına uygun besin, beslenme ve sağlık rehberlerinin (guidelines) hazırlanabilmesi, yaşa, fizyolojik duruma, yaşam şekline uygun besin öğesi gereksinimlerinin önerilmesi mümkün olur. Besin ve beslenme politikalarının oluşturulması, uygulamalarda sektörler arası ve aynı sektörde birimler arası iletişimi sağlamak hükümete görüş sunmak ve öncelikleri belirlemek amacı ile Ulusal Gıda ve Beslenme Kurulu’nun oluşturulmasına ivedilikle büyük gereksinim vardır.
Toplu beslenme (mass catering) günümüzde önemi giderek artan bir sektör haline gelmiştir. Bunda hizmetten yararlananların sayısının artmasının yanı sıra, hizmet basamağındaki herhangi bir noktada oluşabilecek aksaklığın yol açacağı olumsuz sonuçlar (besin zehirlenmeleri, ölümler, ekonomik kayıplar vb.) önemli rol oynamaktadır. Gelişmiş ülkelere bakıldığında toplu beslenme sistemlerinde (TBS) kalite ve güvenlik açısından gerekli her türlü yasal önlemin alındığı ve konuya bir halk sağlığı konusu olarak önemle yaklaşıldığı anlaşılmaktadır. Türkiye’de ise halk sağlığında önemli bir konu olarak karşımıza çıkan TBS’ de gerek yasal düzeyde gerekse sektör bazında bir çok belirsizlikler ve sorunlar yaşanmaktadır. Konu ile ilgili yasal düzenlemeler açısından durum ele alındığında; T.C.Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nca 9 Haziran 1998 tarih ve 23367 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren “ Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlemesine Dair Yönetmeliğin” istihdam ve denetimine ait bölümlerinde bir çok meslek grubu yer almasına karşın (veteriner, biyolog, kimya mühendisi, gıda mühendisi vb.) diyetisyenlik mesleği yer almamaktadır. Oysa ki; diyetisyenin toplu beslenme servisinin; yönetim ve organizasyon, menü planlama, satın alma, depolama, hazırlama, pişirme, servis, servis sonrası artıkların kaldırılması; Toplam Kalite Yönetimi çerçevesinde hijyen / sanitasyonun sağlanması (HACCP- Hazard Analysis Critical Control Points- Kritik Kontrol Noktaları ve Risk Analizi’nin her aşamada uygulanması), personelinin eğitim ve gelişiminin gerçekleştirilmesi gibi önemli işlevleri bulunmaktadır.
Sektördeki durum incelendiğinde; son yıllarda toplu beslenme alanında hızla özelleştirmeye kayan bir eğilim göze çarpmaktadır. Bu nedenle de gün geçtikçe sayıları hızla artan yemek fabrikaları sektörde önemli bir yer tutmaya başlamıştır. Son verilere göre Ankara’ da toplu beslenme hizmeti veren restoran, yemek fabrikası vb. ticari işletmelerin sayısı 267’nin üzerindedir. Hizmeti talep eden kuruluşların sayısı da her geçen gün artmaktadır. Bu kuruluşların başında okullar, hastaneler ve diğer kamu ve özel kuruluşlar gelmektedir. Böyle bir gereksinime ve eğilime karşın hem hizmeti veren hem de hizmeti satın almak isteyen kuruluşlar yönünden bir çok belirginsizlik ve sıkıntılar yaşanmaktadır. Bunun en önemli nedenlerinin başında da konu ile ilgili uzmanlarca hazırlanmış ve yasal olarak yürürlüğe girmiş olan bir “Toplu Beslenme / Yemek Fabrikaları” yönetmeliğinin olmamasıdır. Toplu beslenme konusuna önem veren hem hizmeti alacak olan; hem de hizmeti verecek olan kuruluşlar, var olan bu eksikliklerin sıkıntısını yaşamakta; hizmeti bir çok eksiklik ve aksaklıkları ile almaya ve vermeye çalışmaktadırlar (Merdol ve ark., 2000; Beyhan, 1999; Beyhan ve ark. 1999).
Ayaküstü beslenme (fast-food), özellikle kentsel bölgelerdeki çocuk ve gençlerde yaygın bir beslenme şekline gelmiştir. Bu şekilde beslenme doymuş yağ asitleri yönünden zengin, posa içeriği, A ve C vitaminleri yönünden yetersiz olup, yetersiz ve dengesiz beslenmeye neden olmakta, şişmanlık, kalp-damar hastalıklarının oluşma riskini arttırmaktadır (TDD,1993).
Bir toplumun yeterli ve dengeli beslenmesini sağlayacak ulusal beslenme plan ve politikalarının oluşturulabilmesi için o ülkeye ilişkin beslenme ve sağlık verilerinin bulunması gereklidir. Türkiye-1974 Beslenme – Sağlık ve Gıda Tüketimi Araştırması günümüze kadar yapılmış en kapsamlı araştırmadır (Köksal, 1974)). 1984- Gıda Tüketimi ve Beslenme Araştırması ise Türkiye geneline gösterge olmak kaydıyla 3 ilde sağlık taraması yapılmadan gerçekleştirilmiştir (Tönük ve ark, 1984). Türkiye’de de diğer Dünya ülkelerinde olduğu gibi her 5 yılda bir Beslenme – Sağlık ve Gıda Tüketimi araştırmasının yapılması gerekmektedir (WHO, 1988). Bilindiği gibi yetersiz ve dengesiz beslenme çeşitli hastalıklara yol açtığı gibi, birçok hastalık ve sağlık sorunu da beslenme üzerinde olumsuz etkiler yaratmaktadır. Türkiye’nin ana sorunlarından birisinin “ Sağlık ” olduğu herkes tarafından kabul edilen bir gerçektir. Ülke genelini yansıtacak verilerin sınırlı olması nedeniyle mevcut durum bölgesel araştırma verilerine dayalı olarak verilmektedir.
Beslenme ve Sağlık Sorunları Bebek ölüm hızı: Türkiye’de 1998 Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması-TNSA (TNSA,1998) verilerine göre bebek ölüm hızı binde 42.7 ve 1999 yılı Devlet Planlama Teşkilatı projeksiyon verisine göre binde 38.3’dür. Bebeklerde düşük doğum ağırlığı (<2500 gram) ile doğum oranı %10.0’dur. Bebek ve çocuk ölümlerinin çoğu yetersiz beslenmeye bağlı büyüme ve gelişme bozuklukları ile önlenebilir hastalıklar olup, protein, enerji, vitamin ve mineral eksikliğinin neden olduğu beslenme yetersizliklerinden kaynaklanmaktadır. 1998 TNSA verilerine göre çocuklarda emzirme yaygın (% 95.2) ise de tek başına 4 ay anne sütü ile beslenenlerin oranı % 9.4’ dür. İlk ayda tek başına anne sütü ile beslenme oranı TNSA-1998’de %14.2 iken, TNSA-1993’de ise %19.0 olup, düşme söz konusudur. Ek besinlere erken başlanmakta ( ilk bir ayda % 49.3 ) ve uygun olmayan ek besinler verilmektedir (TNSA,1998; 1993).
Türkiye’de 0-5 yaş grubu çocuklarda; büyüme ve gelişme geriliği, demir yetersizliği anemisi, raşitizm, okul çağı çocuk ve gençlerde; zayıflık ve şişmanlık, demir yetersizliği anemisi, vitamin yetersizlikleri, iyot yetersizliği hastalıkları, diş çürükleri, yetişkin kadınlarda; zayıflık ve şişmanlık, demir yetersizliği anemisi, iyot yetersizliği hastalıkları, vitamin yetersizlikleri, yaşlılarda; beslenmeye bağlı kronik hastalıklar sık görülmektedir (Arslan ve ark, 2000; Pekcan, 1998).
Protein-enerji yetersizliği: 1998-TNSA’nda kronik beslenme yetersizliğinin bir göstergesi olan yaşlarına göre kısa boylu (bodur) kabul edilen 5 yaş altı çocukların oranı % 16.0 olup, bu değer 1993 TNSA’da %20.5’dir (TNSA,1998; 1993). Araştırmaya göre 5 yaşındaki çocukların yaklaşık altıda biri kronik olarak yetersiz beslenmektedir ve yine yaklaşık %8.0’i ciddi şekilde düşük kiloludur. Çocuklarda büyüme ve gelişme bozukluğu, kırsal alanlardan kente, doğudan – batıya doğru 1.6 kez, eğitimsiz veya az eğitimli ailelerde ise eğitimli ailelere kıyasla 1.5 kez yüksek görülmektedir.
Kronik enerji yetersizliği: 1998-TNSA’na göre kronik enerji yetersizliğini tanımlamak için kabul edilen kesişim noktası (cut-off) Beden Kitle İndeksi (BKİ) =18.5 kg/m2 kriter olarak alındığında kadınların %2.6’sı bu sınıfa girmektedir. Türkiye’de yetişkin kadınlarda kronik-enerji yetersizliği önemli bir sorun olarak gözükmemektedir (TNSA,1998).
Demir yetersizliği anemisi (kansızlık): Önemli bir halk sağlığı sorunudur. 0-5 yaş grubu çocukların ortalama %50.0’si, okul çağı çocuklarının % 30.0’u, gebe ve emzikli kadınların % 50’si anemiktir (Pekcan ve Karaağaoğlu, 2000; Pekcan, 1984; Wetherilt et al, 1992; Açkurt et al, 1995; Çetin ve ark, 1999). Anemi bebek ve çocuklarda büyümeyi, entellektüel ve psikomotor gelişmeyi etkiler, enfeksiyonlara direnci azaltır. Yetişkinlerde ise yorgunluk ve isteksizliğe neden olur, çalışma yeteneğini etkiler ve toplumda ekonomik kayıplara neden olur. Annede anemi ise bebekte büyüme geriliğine, düşük doğum ağırlığına, anne ve bebek ölümlerine yol açar (Pekcan ve Rakıcıoğlu, 1999b).
İyot yetersizlikleri hastalıkları: Guatr prevalansı; ulusal düzeyde 1988 yılında yapılan bir çalışmada tüm popülasyonda % 30.5 bulunmuştur (Urgancıoğlu ve Hatemi, 1989). Bu çalışmadan hesaplama ile elde edilen okul çocuklarında prevalans (görülme sıklığı) % 35.6 olup Dünya Sağlık Örgütü sınıflamasına göre ağır prevalans değeridir (WHO/UNICEF/ICCIDD,1993). 6-12 yaş grubu çocuklarda basit guatr görülme sıklığı % 30.3 (erkeklerde %27.7, kızlarda %32.6) bulunmuştur (HÜBDB/SB,1995). Guatr, iyot yetersizliği hastalıklarının buzdağının üzerinde görülen bölümüdür. Sorunun önemi iyot yetersizliğinin guatrın yanısıra, fiziksel ve mental gelişme geriliğine neden olması, ağır olgularda sağırlık ve dilsizlik, cücelik, düşük, erken doğum ve doğuştan bozuklukların görülme oranının artmasıdır. Sorunun önlenebilmesinde kesin çözüm olan iyotlu tuzun kullanım oranı 1995 yılında % 24.0 olarak bulunmuştur (HÜBDB/SB,1995). Türkiye’de 1998 Temmuz ayından itibaren tüm sofralık tuzların iyotla zenginleştirilmesi, yönetmelik gereği zorunlu kılınmıştır. Ağustos 2000 tarihinden itibaren de 250 gramlık paketlerde iyotsuz tuz üretimine izin verilmiştir (Resmi Gazete, 98/11; 99/8; 2000/29). Yeni yasa ve bu kapsamda yoğun şekilde sürdürülen halk eğitim çalışmaları sonucu iyotlu tuz kullanım oranının artması beklenmektedir. İyotlu tuzu üretimden tüketime kadar izlenmesi çalışmalarının da yürütülmesi gerekmektedir.Hipotiroidinin Türkiye genelinde boyutları ise bilinmemektedir. Yürütülen pilot bir çalışmada 30 097 yeni doğan konjenital hipotiroidi yönünden incelenmiş ve insidans (yeni olgu sıklığı) 1:2736 olarak saptanmıştır (Yordam ve ark,1995 ).
Raşitizm: Çocuklarda protein-enerji malnütrisyonundan sonra görülen önemli beslenme sorunlarından birisi de raşitizmdir. D vitamini yetersizliği sonucu gelişen raşitizm gelişmiş ülkelerde alınan önlemlerle hemen hemen görülmez olmuştur. Ulusal ve bölgesel çalışmalar ülkemizde raşitizm görülme sıklığının % 7.9-20.0 arasında olduğunu göstermektedir (Köksal,1974; Öcal ve ark, 1983).
Diğer vitamin ve mineral yetersizlikleri: Diğer vitamin ve minerallerin yetersizlik düzeyini yansıtan veriler oldukça azdır. Beslenme sorunlarının çözümünün, besin, beslenme plan ve politikalarının oluşturulmasının tek yolunun beslenme ve sağlık araştırmalarının yapılarak saptanması ile mümkün olduğu unutulmamalıdır. Okul çağı çocuklarda yapılan bir çalışmada tiamin (%20.1), riboflavin (%89.9), vitamin B6 (%83.3), folik asit (%23.3), vitamin B12 (%5.9), vitamin C (%43.0), vitamin A (%11.6), β-karoten (%3.5), vitamin E (%21.8), demir (%6.1) ve çinko (%15.7) yetersizlikleri saptanmıştır. Çocukların %54.3’ünde hematokrit düşük, alkalen fosfataz düzeyi ise %54.6 oranında normal değerin üzerinde bulunmuştur (Wetherilt, 1992).
İstanbul ve Kocaeli illerinde gebe kadınlar gebeliklerinin 13-17.(I. dönem), 28-32. (II .dönem) haftalarında, doğum sonrası dönemin 13-17. (III. dönem) haftasında izlenmiştir. I. dönemde vitamin B12 (%48.8), folik asit (%59.7); II. dönemde ferritin (%52.3), çinko (%72.3), B2 vitamini (%38.8), B12 vitamini (%80.9), folik asit (%76.4); III.dönemde ferritin (%39.0), B2 vitamini (%43.1), B6 vitamini (%36.4), B12 vitamini (%60.0) ve folik asit (%73.3) yönünden risk altında olduğu saptanmıştır. Ayrıca annelerde, alkalen fosfataz aktivitesi değerleri II. dönemde %55.0, III. dönemde %80.0 oranlarında kemik kaybı olduğunu göstermektedir (Açkurt et al. 1995). Diğer bir çalışmada da 56 çocuğun serum retinol düzeylerine bakılmış ve %9.5 sağlıklı çocukta, %42.9 hasta grupta ve %90.5 kızamıklı grupta serum retinol düzeyi 0.70 mikromol/L düzeyin altında (yetersiz) saptanmıştır ( WHO/UNICEF,1995).
Folat yetersizliği: Folat yetersizliğine bağlı nöral tüp defekti prevalansı 10 bin doğumda 30.1 (Erkek:%43.9, Kız: %56.1, Kız/Erkek: 1.27) olarak bulunmuştur (Tunçbilek et al, 1999). Bu sorun da 15-49 yaş grubu kadınlar için önemli bir halk sağlığı sorunu olarak görülmektedir.
Diş çürükleri: Süt dişlerinde ki çürük prevalansı 6 yaşta %83.0, 8 yaşında %92.0, çocuk başına düşen çürük (d), süt dişi (t) sayısını gösteren dt indeksinin yaşla birlikte 4.4’ten 5.2’ye çıktığı bulunmuştur (Saydam ve ark, 1990). Bölgesel çalışmalarda prevalans 6-12 yaş grubunda %64.0-100.0’dür (Yeşil ve Demirkol, 2000). İçme sularında fluorür düzeyi düşük bulunmuştur (Yalvaç ve Aydın, 2000).
Şişmanlık: Dengesiz beslenmeye bağlı şişmanlık ve beslenmeye bağlı kronik hastalıkların (kalp damar hastalıkları, kanser, diyabet, osteoporoz v.b.) görülme sıklığı artmaktadır. Şişmanlık orta yaşın sorunu gibi görünüyorsa da yaşamın herhangi bir döneminde ortaya çıkabilmektedir. Retrospektif çalışmalar, yetişkin obeslerde şişmanlığın 1/3 oranında çocuklukta, ya da adölesan döneminde başladığını göstermiştir.1998-TNSA’na göre kadınların %33.4’ü hafif şişman ( BKI=25-30 kg/m2 ), %18.8’i şişman (BKI= > 30 kg/m2)’dır (TNSA, 1998). Çocuklarda şişmanlık sorunu üzerinde pek durulmamaktadır. Ancak yapılan araştırmalar yakın gelecekte önlem alınmadığı takdirde sorunun önem kazanabileceğini göstermektedir (HÜBDB/SB, 1995).
Beslenmeye bağlı kronik hastalıklar: Dengesiz beslenmeye bağlı şişmanlık ve beslenmeye bağlı kronik hastalıkların (kalp-damar hastalıkları, kanser, diyabet, osteoporoz vb.) görülme sıklığı artmaktadır.
Kalp-damar hastalıkları: Ülkemizde tüm ölümlerin ilk sırasında % 43.0 oranında kalp damar hastalıkları yer almaktadır. Bireylerin % 9.0’unun kolesterolü ( >250 mg/dL), % 17.0’sinin trigliserit değerleri (>200 mg/dL) yüksek bulunmuştur. Yüksek olması istenen HDL-yüksek dansiteli lipoprotein düzeyi ise düşüktür (Mahley ve Bersot,1999; Mahley et al, 1995; Onat ve ark 1992; Onat ve ark, 1996a; 1996b).
Hipertansiyon: Yapılan çalışmalarda hipertansiyon prevalansı (>160/95 mgHg) %11.0-43.0 arasında saptanmıştır (Pekcan, 1998). Risk etmeni olan sigara içme alışkanlığı ise yüksektir (Bilir et al,1997; Mahley ve Bersot,1999; Mahley et al, 1995).
Kanser: Türkiye’de yetişkinlerde ikinci sırada ölüm nedenidir. Tüm ölümlerin %11.0’ini kanser türleri oluşturmaktadır. Beslenme alışkanlıklarına bağlı nedenlerle meme, kolon, prostat ve mide kanserleri sık görülmektedir (Pekcan ve Karaağaoğlu, 2000).
Diabet: Toplumun % 3.5’inde görülmektedir. Son 5 yılda erkeklerde % 25.0, kadınlarda % 14.0 oranında artış göstermiştir (Arslan, 1999). Fiziksel aktivite azlığı, şişmanlık, stres, kentleşme, sosyo-ekonomik durum risk etmenleridir.
Osteoporoz: Prevalansı kadınlarda % 9, erkeklerde % 0.6, olup menapoz döneminde kemiklerde kırılma oranı % 16.7 olarak bulunmuştur (İnanıcı ve ark, 1999). Çocukluktan itibaren yetersiz ve dengesiz beslenme, fiziksel aktivite azlığı sorunun temel nedenlerindendir.
Yetersiz fiziksel aktivite: Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) tanımladığı şekilde sağlık; fiziksel, ruhsal ve sosyal olarak tam iyilik halidir. Fiziksel yönden sağlıklı olmanın ön koşulu kabul edilen uygunluk düzeyi, düzenli olarak egzersizlere katılmakla elde edilebilmektedir. Sağlıklı beslenme alışkanlığı ve egzersiz sağlığın korunması ve geliştirilmesi için büyük önem taşımaktadır. Şişmanlık, diabet, hiperlipoproteinemi, hipertansiyon, kalp krizi, osteoporoz, kanser gibi hastalıkların önlenmesi ve tedavisi, bilişsel yeteneklerin geliştirilmesi ile fiziksel aktivite düzeyi arasında yakın ilişki bulunmaktadır (Gibney, 1999). Araştırma verilerine göre, 20-29 yaş kadınların %50.0’sinin aktivitesi çok hafif ve hafif, %45.0’inin orta ve ancak %5’inin aktivite düzeyi orta üzerinde bulunmuştur. Çok hafif ve hafif, orta ve orta üzeri aktivitesi olan 40-49 yaş kadınlar sırasıyla %65.0, %30.0 ve %2.0, 60-69 yaş kadınlar sırasıyla %90.0, %10.0 olup orta üzeri aktivitesi olana rastlanmamıştır. Erkeklerin fiziksel aktivitesi daha fazla ise de aktivite düzeyi yaş ilerledikçe azalmaktadır (Onat ve ark 1992; 1996a; 1996b). Toplumun çeşitli yaş gruplarında yapılan araştırmalarda da benzeri sonuçlar görülmektedir (Arslan, 1999). Egzersiz yapma, bir yaşam biçimi şekline dönüştürülmelidir (Gibney, 1999).
Beslenme ve Sağlık Sorunlarının Önlenmesi: Besin ve Beslenme Politikalarının Önemi Tüm toplumun beslenme durumunu ve sağlık durumunu düzeltmek ve geliştirmek amacıyla besin güvencesinin ve güvenliğinin sağlanması hükümetlerin görevidir. Yapılan araştırmalar göstermektedir ki yıllar içerisinde ülkelerin beslenme örüntüsü değişebilmekte ve bu değişiklikler beslenme sorunlarına neden olabilmekte, varolan sorunların boyutlarını değiştirebilmekte ve halk sağlığı etkilenmektedir. Bilindiği gibi sorunlar oluşmadan önce önlenmesi halk sağlığı yönünden büyük önem taşır.
Besin ve Beslenme Politikalarının Oluşturulması Besin ve beslenme politikalarının oluşturulmasında birçok aktivitenin yeralması büyük önem taşır.
1.Bilgi Erişim Sistemi ve Araştırmalar ile Durumunun Saptanması ve İzlenmesi: Örgütlenme yapısına göre besin ve beslenme politikasının oluşturulması için amaçların ve hedeflerin iyi belirlenmesi gerekir. Bu hedefler ülkenin durumuna göre belirlenir. Ülke koşullarına uygun sağlıklı beslenme önerileri ve rehberleride bu doğrultuda geliştirilir. Bu nedenle politika üreten karar vericilere ulusal bilgi sistemi gerekmektedir. Bir çok ülkede ev halkı gelir araştırmaları, besin tüketimi ve sağlık araştırmaları yapılmakta ve doğru, güvenilir ve güncel bilgi akışı sağlanmakta, ülke genelinde istatistiksel veriler toparlanmaktadır.
Beslenme ve sağlık sorunlarının nedenlerini, boyutlarını, yıllar içerisindeki değişimlerini saptamak ve çözüm yolları bulmak, beslenme durumunu geliştirmek üzere etkin politikaların geliştirilmesi, uygulanması, izlenmesi ve değerlendirilmesi etkin ve sürekli bir bilgi erişim sistemini ve Dünya Sağlık Örgütü’ne göre en az 5-10 yıl aralıklarla beslenme, sağlık ve besin tüketimi araştırmalarının yapılabilmesi ile olasıdır. Bu araştırmalarda besin tüketimi ve besin ögesi alımı; antropometrik ölçümlerle ( örneğin boy ve ağırlık ölçülerek) şişmanlık, çocuklarda büyüme ve gelişme durumu; hastalıklardan ölüm oranları, hastalıkların görülme sıklıkları; biyokimyasal göstergeler ( örneğin kan kolesterol düzeyi, kan basıncı vb.) ile çeşitli yaş, cinsiyet ve fizyolojik durumdaki bireylerde fiziksel aktivite düzeyleri saptanabilmektedir (WHO, 1988).
Amaç;
• Politika yapıcılara ve planlayıcılara günün koşullarını yansıtan, geçerli ve güvenilir bilginin sağlanması,
• Çeşitli kurum ve kuruluşlara (bakanlıklar, üniversiteler, özel sektör, besin sanayi, sivil toplum örgütleri vb.) hastalıkların mortalite (ölüm) ve morbiditesi (hastalıkların görülmesi), antropometri, gıda tüketimi ve tüketim alışkanlıkları, gıdaların satın alınması, hazırlanması ve saklanması, emzirme ve ek gıdalara başlama vb. verilerin sağlanması,
• Beslenme sorunlarında önceliklerin saptanması, nedenlerin belirlenmesi, etkin politikaların saptanması ve uygulanması, izleme ve değerlendirmenin yapılabilmesi,
• Acil durumlarda beslenmede erken uyarının sağlanması,
• Beslenme ve sağlık konusunda eğitim veren kurum ve kuruluşların eğitim ve öğretim programlarının ülkenin sağlık ve beslenme önceliklerine yönlendirilmesi,
• Veriler ışığında beslenme eğitimi, besin ve beslenme rehberlerinin hazırlanması, yaş, fizyolojik durum ve yaşam şekline uygun tüketimi önerilen besin öğesi gereksinimleri oluşturulabilmesi ve güncelleştirilmesi,
• Etkin ve geçerli besin ve beslenme plan ve politikalarının oluşturulması, izlenmesi ve güncelleştirilmesinin sağlanmasıdır.
Türkiye’de ülke genelini yansıtacak verilerin bulunmaması büyük bir eksikliktir. En son ulusal düzeyde Beslenme, Sağlık ve Gıda Tüketimi Araştırması 1974 yılında yapılmıştır. 1984 yılında ise gıda tüketim eğilimini saptamak üzere üç ilde sağlık taraması yapılamadan, mevsimsel olarak bir çalışma yinelenmiştir. Görüldüğü gibi son 27 yılda sağlık ve son 17 yılda beslenme koşullarındaki değişmeler saptanamamıştır. Mevcut durum bölgesel araştırma verilerine dayalı olarak verilmektedir. Bu nedenle, ülke genelini yansıtacak verilere gerek duyulmaktadır.
Besin ve Beslenme Rehberleri: Bu araştırmalara dayalı olarak hedeflerin belirlenmesi; besin ve beslenme plan ve politikalarının oluşturulması ve ülke koşullarına uygun beslenme, sağlık rehberlerinin (guidelines) hazırlanabilmesi, yaşa, fizyolojik duruma, yaşam şekline uygun besin öğesi gereksinimlerinin önerilmesi gerekmektedir.
Besin ve beslenme rehberlerinin geliştirilmesinde ve kullanılmasında amaçlar;
• Beslenme şekli; günlük tüketilen gıda ve içeceklerden oluşmakta; sağlık ve hastalık durumlarını etkilemektedir. Çok sayıda önemli besin öğesi besinlerde bulunmaktadır.
• Besinler ve beslenme alışkanlıkları kültürel, etnik, sosyal, bölgesel, mevsimsel ve ailesel farklılık göstermektedir.
• Sağlığın korunması ve geliştirilmesi için beslenme eğitimi önem taşımaktadır. Besin ve beslenme rehberleri pratik, anlaşılır olmaları nedeniyle etkin kullanılan araçlardır.
Ülkemize özgü besin ve beslenme rehberlerinin beslenme, sağlık ve gıda tüketimi araştırmaları sonuçlarına dayalı olarak güncelleştirilmesi gerekmektedir. Kurumlar arası farklı rehberler kullanılmaktadır. Ülke genelinde birliktelik yoktur. Değişik rehberlerin kullanılması halkın eğitiminde karmaşa yaratmaktadır.
II. Besin ve Beslenme Politikalarının Uygulanması Politikaların oluşturulması, etkin olarak izlenmesi ve değerlendirilmesi süreklilik gösteren ve güncelleştirilen ulusal gıda, beslenme ve sağlık politikaları ile olasıdır. Ülkemizde tarım ve sağlık politikaları arasında eşgüdüm sağlanamamaktadır. Gıda, beslenme ve sağlığa yönelik sorunlar ve çözüm yolları konusunda çeşitli kurum ve kuruluşların (sağlık, tarım, eğitim, sosyal çalışma, planlama, akademik kuruluşlar, besin sanayi, uluslararası kuruluşlar, tüketici dernekleri, meslek kuruluşları vb) eşgüdümü sağlanamamaktadır. Kurum ve kuruluşların yürüttüğü aktivitelerde gereksiz tekrarlar ve gecikmeler olmakta ülke genelinde işgücü, insan gücü, zaman ve maddi kayıplaroluşmaktadır.
Ulusal Besin ve Beslenme Kurulu veya Örgütü: Gıda ve beslenme politikalarının oluşturulması, uygulamalarda sektörler arası ve aynı sektörde birimler arası iletişimi ve eşgüdümü sağlamak, ulusal beslenme ve sağlık araştırmalarını yönlendirmek, hükümetlere görüş sunmak ve öncelikleri, amaç ve hedefleri belirlemek ve en önemlisi de tüketiciye farklı disipler tarafından sunulacak bilgilerin geçerliliğini ve tutarlılığını sağlamak, uluslararası yükümlülüklerin yerine getirilmesinde hükümete görüş sunmak amacı ile bir Ulusal Gıda ve Beslenme Kurulu’na (örgüt veya komitesine) büyük gereksinim vardır. Tüm ilgili bakanlıklar, akademik kuruluşlar, sivil toplum örgütleri bu kurulda temsil edilmelidir. Dünya Sağlık Örgütü’nün yaptığı çalışmalar ve yayınlar ulusal eşgüdümü sağlayan mekanizmaların oluşturulduğu ülkelerde; İskandinav ülkelerinde gıda ve beslenme politikalarının etkin olarak geliştirildiğini ve uygulanabildiğini göstermektedir (WHO, 2000).
Ülkemiz açısından temel hedeflerden bir tanesi Ulusal Gıda ve Beslenme Kurulu ve bu kurula bağlı alt komiteleri ivedilikle oluşturmak ve kurula işlerlik kazandırılması amacıyla kurulun özerk yapıda olmasını sağlamak, finansman kaynakları bulmak ve sürekli kılmaktır.
III. Besin ve Beslenme Politikasının Uygulama Alanları: Politikaların uygulama alanları üç grup altında toparlanabilmektedir. Bunlar; 1) Besin üretimi ve tüketimi, 2) Besin ve beslenme eğitimi ve bilgisi 3) Besin kalitesine yönelik yapılan uygulamalardır (Helsing, 1990).
1. Besin üretimi ve tüketimi: Temel aktiviteler incelendiğinde beş grup altında toparlamak
olasıdır. Belirlenen tüm aktiviteler tüketiciye besinin sağlanmasına yöneliktir. Tüketici besin ve beslenme konusunda bilinçli olsun veya olmasın kendisine sunulan besini satın alma ve tüketme zorunda kalabilmektedir. Besin ve beslenme politikaları olan ülkelerde beslenme politikasının amaçlarına göre aktiviteler belirlenmektedir.
Tarımsal politikalar: Genellikle ulusal düzeyde gereksinme duyulan besin miktarını belirler. Tarımsal politikalarda sağlık geçerli bir kriter olmamaktadır. Ekonomik politikalar ve istihdam ön plana çıkmaktadır. Tarım politikaları oluşturulurken halk sağlığı da gözönüne alınmalıdır.
Besin işleme ve sanayi: Son yıllarda teknik olarak ülkemizde gelişmiş ve sağlıklı besin üretmeye doğru yönelmiştir. Tüketicinin sağlık bilinci arttıkça besin sanayi, sağlık sektörü işbirliği olumlu yönde gelişecektir. Ayrıca ülkede ki beslenme sorunlarına çözüm getirecek ürünler (light ürünler, zenginleştirilmiş ürünler gibi) üretilmelidir.
Besin fiyatlandırma: Besin fiyatlandırma birçok etmenin sonucunda oluşur. Hükümetler teşvik ile üretim düzeyinde fiyatı belirleyici rol oynar. Ayrıca vergiler de besin fiyatını etkiler. Besin fiyatlandırılırken hükümetlerin besinin sağlık üzerine etkisini ve toplumun yeterli ve dengeli beslenmesinde önemli bir etmen olduğunu göz önüne almaları gerekmektedir. Halkın beslenmesinde önem taşıyan besinlerin üretiminin teşvik edilmesi ve vergilendirmede buna dikkat edilmesi gerekir.
Toplu beslenme ( mass catering): Günümüzde önemli ve sürekli olarak gelişen bir sektördür. Aile yapısının ve ailenin ekonomik gelişiminde değişim sonucu , daha çok insan ev dışında beslenmektedir. Hem özel hem de kamu kuruluşlarında yemek servisinin gelişmesi beslenmenin sağlıklı olmasında önemli rol oynamaktadır. Besinlerin satın alınması, hazırlanması, pişirilmesi ve servisi bu konuda eğitim görmüş kişiler ( diyetisyen, beslenme uzmanı) tarafından yapıldığında hem sağlıklı beslenme sağlanmakta, hem de ekonomik kayıplar önlenebilmektedir. Diyetisyenlerin besin ve beslenme politikalarının oluşturulmasında ve uygulamasında yükümlülükleri büyüktür (Pekcan, 2001).
Besin ticareti, ithalat ve ihracat: Hatta taşımacılık sistemi kimin hangi besine ihtiyacının olduğunun belirlenmesinde önemli etmenlerdir. Örneğin ülkemizde bazı bölgelerde bol bulunan taze sebze ve meyvenin yeterli miktarda bulunmadığı bölgelere taşınması gibi. Besin ve beslenme politakalarının uygulanmasında bu önemli bir aktivitedir.
2.Besin ve Beslenme Eğitimi ve Bilgisi:
Bu alanda önemli aktiviteler; a) Eğiticilerin eğitimi, b)Halkın beslenme ve sağlık konusunda bilinçlendirilmesi ve c) Besin etiketlemeyi kapsamaktadır.
Eğiticilerin Eğitimi: Günümüzde besin ve beslenme bilimleri dalında meslek eğitimi önem taşımaktadır. Bir çok ülke bu konuda yetişmiş meslek gruplarının sıkıntısını çekmektedir. Ülkemizde ise bu konuda yetişmiş yeterli sayıda meslek grubu ( diyetisyen, beslenme uzmanı; ziraat , gıda , kimya mühendisleri vb.) bulunmaktadır. Ülke için gerekli olan besin ve beslenme araştırmalarının yürütülmesi, değerlendirilmesi ve yorumlanması eğitilmiş kişiler ile mümkündür (Pekcan,2001).
Birçok sağlık meslek grubunun besin, beslenme ve sağlık ile fiziksel aktivitenin yararları konularında yeterli eğitim almadığı ve bilgi sahibi olmadığı gerçeği yadsınamaz. Sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kazandırılması amacı ile örgün ve yaygın eğitim programları içerisinde temel beslenme ve sağlık bilgilerine yer verilmeli, varolan bilgiler ise güncelleştirilmelidir.
Halkın sağlıklı beslenme konusunda eğitimi ve bilinçlendirilmesi: Yaşam döngüsü boyunca büyük önem taşımaktadır. Tüketici, sağlıklı beslenme alışkanlığını geliştirecek şekilde bilgilendirilmelidir. Dönem dönem bu bilgileri güncelleştirmek ve kamuoyu yaratmak amacıyla özel gün ve kampanyalar düzenlenmelidir.
Ülke genelinde halkın beslenme bilgi düzeyinin yetersiz oluşu, ellerinde mevcut besin olsa bile bunların etkin kullanımını olumsuz yönde etkilemekte ve hatalı uygulamalara yol açmaktadır. Beslenme bilgisinin aktarımında kurumlar arası farklı bilgiler yer almaktadır. Kitle iletişim araçlarıyla yapılan yayınlarla halka doğru mesajlar verilmemektedir. Kitle iletişim araçları ile yüksek enerji içeren besinlerin ve içeceklerin reklamları çocukları yetersiz ve dengesiz beslenmeye yönlendirmekte ve denetimden geçirilmemektedir. Halkın eğitiminde süreklilik yoktur, aynı eğitim hizmetleri farklı kurumlar tarafından, farklı yöntemlerle verilmektedir. Sağlıklı beslenme alışkanlıklarının temeli çocukluk döneminde atıldığından bu dönemde verilen eğitim çok önemlidir. Halkın beslenmede bilinçlendirilmesine yönelik eğitim materyalleri değişik yaş, beslenme düzeyi, fizyolojik durum ve hastalık durumlarına göre yeterli değildir.
Besin etiketleme: Günümüzde işlenmiş ve paketlenmiş besin üretimi ile birlikte artan önemlilik taşımaktadır. Etiketleme hem besinin tanımlanması hem de besin ögesi bileşiminin verilmesi yönünden tüketicinin eğitimini sağlar ve büyük önem taşır. Besinin beslenme etiketinin olması hem eğitilmiş tüketici gerektirirken, aynı zamanda tüketiciyi de eğitir. Besin etiketleme zorunlu olmalıdır. Bazı ülkelerde sadece özel diyet ürünleri etiketlendirilmektedir.
3.Besin kalitesi: Besin zenginleştirme, besin öğesi desteği ( suplementasyon) ve besin güvenliğine yönelik aktiviteleri kapsar.
a)Besin Zenginleştirilmesi: Beslenme sorunlarının tedavisi ve önlenmesi amacıyla diyetin desteklenmesi ve besinlerin zenginleştirilmesi hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde yaygın olarak kullanılan yöntemlerdir. Besinde doğal olarak bulunan veya bulunmayan, bir veya birden fazla elzem besin öğesinin, toplumda veya özel bir risk grubunda bir veya birkaç besin öğesinin yetersizliğinin düzeltilmesi veya önlenmesi amacıyla besine eklenmesidir (FAO/WHO, 1994). Ya da kısaca besinlere besin öğesinin normalde olduğundan fazla miktarda eklenmesidir.
Besin zenginleştirme halk sağlığına yönelik bir uygulamadır. Gelişmiş birçok ülkede yaygın olarak besin zenginleştirme uygulamaları yapılmaktadır. Yaşam şeklindeki hızlı değişim ve işlenmiş besinlerin tüketiminde artış nedeniyle, diyeti yeterli kılmak üzere besinler zenginleştirilmektedir. Ancak besin zenginleştirilmesine yönelik bir ortak görüş oluşturulmamıştır. Her ülke kendine özgü uygulama yapmaktadır. Özel amaçlı diyet ürünlerinin zenginleştirilmesine tüm ülkelerde olumlu yaklaşılmaktadır. Besin zenginleştirme, orta ve uzun dönemde çözüm getiren bir stratejidir ve epidemiyolojik çalışmaların her iki üç yılda bir yürütülmesini ve göstergelerin belirlenmesini gerektirir (FAO, 1995).
Besinlerin besin öğeleri ile zenginleştirilmesinin tarihsel gelişime bakıldığında 1940’lı yıllardan bu yana uygulandığı görülmektedir. Bu amaçla tiamin, riboflavin, niasin, demir, iyot, A, C ve D vitaminleri besinlere eklenmiştir. Ancak, 1980 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde FDA (Food and Drug Administration) besin zenginleştirmeye yönelik görüşünü bildirmiştir (FAO, 1995). Roma’da 1992 yılında yapılan ICN –Uluslararası Beslenme Konferansında (International Conference on Nutrition) besine dayalı aktivitelerin ve besin zenginleştirmenin vitamin ve mineral yetersizliklerinde önemi vurgulanmış ve besin zenginleştirilmesinin bir zorunluluk olduğu vurgulanmıştır (FAO/WHO, 1992).
b) Diyetin Desteklenmesi (Suplementasyon): Diyet suplemantasyonu bireye yönelik bir uygulamadır. Diyet suplemanları (destekleyicileri) vitamin, mineral, posa, amino asitler, fitokimyasallar, otlar (herbal) ve botanik ürünleri kapsar. Birçok supleman diyette doğal olarak bulunan ancak yüksek miktarlarda vücuda sağlanan konsantre ve ekstrakte edilmiş bileşiklerdir.
Supleman kullanımı beslenme yönünden risk altında olduğu tanımlanmış bireylerde özel gözetim ve denetim altında uygulanması gerekmektedir. Altıncı aydan sonra bebek ve çocuklara, gebelere demir verilmesi; bebeklere D vitamini; doğurganlık çağı kadınlara folik asit verilmesi gibi. Ancak biliyoruz ki günümüzde birçok kişi kendi kararları ile diyetlerini yeterli kılmak, daha sağlıklı olmak veya varolan hastalıklarını tedavi etmek veya önlemek amacıyla supleman kullanmaktadır. Böylece kontrolsüz olarak suplemanlar kullanılmakta, güvenliliği sorgulanmamakta ve ekonomik girdisi gözönüne alınmamaktadır.
Her iki uygulamada da yeterli ve dengeli beslenmeyi sağlamak amacıyla halkın eğitilmesi, bilinçlendirilmesi, etiket üzerinde bilgilendirmenin yer alması büyük önem taşımaktadır (ADA, 1994).
Sonuç: Ülkemizde, besin beslenme ve beslenmeye bağlı sağlık sorunlarının çözümlenmesinde, sağlığın geliştirilmesinde etkin bir örgütün oluşturulması ve besin, beslenme plan ve politikalarının oluşturulması, geliştirilmesi ve uygulanması gerekmektedir.
Kaynaklar
Açkurt F, Wetherilt H, Löker M, Hacıbekiroğlu M. Biochemical assessment of nutritional status in pre- and post-natal Turkish women and outcome of pregnancy.Eur J Clin Nutr 1995: 49:613-622.
ADA. Position of The American Dietetic Association. Enrichment and fortification of food and dietary supplements. J Am Diet Assoc 94:661, 1994.
Arslan P. Türk Toplumunun Sağlık Durumu, Diyet ve Fiziksel Aktivite Örüntüsü. Seminar on Food Safety and Nutrition Policy: Developments in Safety Assessment and Nutrition Science. Working Document. 22-23 November 1999. Ankara.
Arslan P, Pekcan G,Yücecan S, Yurttagül M, Karaağaoğlu N. Sekicinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, Beslenme Çalışma Grubu Raporu, Ankara, 2000.
Beyhan, Y. Çalışma Hayatında Beslenme Hizmetlerinin Yönetimi, Türk İş Yayınları, Ankara; 3.basım, No:189, 1999.
Beyhan, Y., Sağlam, F., Tayfur, M.: Ankara’da Toplu Beslenme Sistemlerinin Gelişimi, Ankara İli Beslenme Alışkanlıkları ve Mutfak Kültürü Sempozyumu Bildirileri ve Katalog, VEKAM Yayını, No:1, Ankara, 1999.
Bilir N, Güçiz Doğan B, Yıldız AN. Smoking Behaviour and Attitudes (Ankara-Turkey) Hacettepe Public Health Foundation, International Development Research Centre. Project No:94-0200/02882, Ankara, 1997.
Çetin E, Aydın A. İstanbul’da yaşayan çocuk ve adölesanlarda anemi prevalansı ve anemilerin morfolojik dağılımı: Çocukların yaş, cinsiyet ve beslenme durumu ile anne-babaların ekonomik ve öğrenim durumunun anemi prevalansı üzerine etkileri. Türk Pediatri Arşivi 1999:34:29-38.
FAO. FIVIMS- Gıda Güvencesizliği ve Hassasiyet Veri ve Haritalama Sistemi. Ankara, 2001.
FAO. Technical Consultation on Food Fortification: Technology and Quality Control. Rome, Italy, 20-23 November 1995.
FAO/WHO. Codex Alimentarius, Voplume 4, 1994.
FAO/WHO. International Conference on Nutrition. World Declaration and Plan of Action for Nutrition.1992, Rome. (ICN/92/2).
Gibney MJ. Nutrition, Physical Activity and Health Status in Europe: An Overview. Public Health Nutrition. 1999: 2(3a):329-333.
Helsing E. The Initiation of National Nutrition Policies: A Comparative Study of Norway and Greece. STYX Publications, Goningen, 1990.
HÜBDB/ SB (H.Ü. Beslenme ve Diyetetik Bölümü) Sağlık Bakanlığı. 6-12 Yaş Grubu Çocuklarda İyot Yetersizliği Hastalıkları, Görülme Sıklığı ve İyotlu Tuz Kullanım Durumu. Proje Raporu, 1995.
İnanıcı F, Gökçe-Kutsal Y, Öncel S, Eryavuz M, Peker Ö, Ök Ş. A Multicenter, Case- control Study of Risk Factors for Low Bone Mass Among the Residents of Urban Area in Turkey. 1999.
Köksal O. 1974-Türkiye’de Beslenme. Ankara, Unicef, Aydın Matbaası, 1977.
Mahley RW, Bersot TP. Low Levels of High- Density Lipoproteins in the Turkish Population: A Risk Factor for Coronary Hearth Disease. Türk Kardiyol Dern Arş 1999:27:37-43.
Mahley RW, Palaoğlu KE, Atak Z et al. Turkish Hearth Study: Lipids, Lipoproteins, and Apolipoproteins. Journal of Lipid Research. 1995:36:839-859.
Merdol, T.K, Beyhan, Y, Ciğerim, N ve ark.: Toplu Beslenme Yapılan Kurumlarda Çalışan Personel için Sanitasyon/ Hijyen Eğitimi Rehberi, Hatiboğlu Yayınevi, Ankara, 2000.
Onat A, Şurdum-Avcı G, Şenocak M, Örnek E, Gözükara Y. Plasma Lipids and Their Interrelationship in Turkish Adults. Journal of Epidemiology and Community Health. 1992:46:470-476.
Onat A, Dursunoğlu D, Kahraman G, Ökçün B, Dönmez K, Keleş İ, Sansoy V. Türk Erişkinlerinde Ölüm ve Koroner Olaylar: TEKHARF Çalışması Kohortunun 5-Yıllık Takibi. Türk Kardiyol Dern Arş. 1996a:24:8-15.
Onat A, Avcı GŞ, Soydan İ, Koylan N, Sansoy V, Tokgözoğlu L. Türk Erişkinlerinde Kalp Sağlığının Dünü ve Bugünü- TEKHARF Çalışmasının Sağladığı Üç Boyutlu Harita. Bristol-Myers Squibb. Karakter Color Matbaası. 1996b:1-129.
Öcal G, Bevki A, Abal G, Turhanoğlu I, Usta N.Süt Çocukluğu Döneminde Güncelliğini Koruyan D Vitamini Yetersizliğine Bağlı Raşitizm Sorunu, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Dergisi, 1983:26:39-44.
Pekcan G. Türkiye’de beslenme sorunları ve boyutları, besin ve beslenme politikalarının önemi. Türkiye’de Beslenme Yetersizliği Sorunları, Besin ve Beslenme Politikaları (Soydal F, Haznedaroğlu D, Çelik Ş, Ekşi A). Beslenme ve Diyet Dergisi 30:1:45-57,2001a.
Pekcan G.Vitamin ve mineral yetersizliklerinin önlenmesinde besin desteği. I Ulusal Ana-Çocuk Sağlığı Kongresi. 29-31 Mart 2001, Kongre Kitabı. Ankara, 225, 2001b.
Pekcan G, Karaağaoğlu N. State of Nutrition in Turkey. Nutrition and Health. 2000:14:41-52.
Pekcan G. Development of nutrition policies: How dietitians are involved in nutrition policies. J Nutr and Diet.( Beslenme ve Diyet Dergisi) 29:1:24-30,2000.
Pekcan G. Beslenme Sorunlarının Önlenmesi: Besin, Beslenme Plan ve Politikalarının Önemi. Ankara İli Beslenme Alışkanlıkları ve Mutfak Kültürü. Sempozyum Bildirileri ve Katalog. Ankara,VEKAM; 1999a: 129-134.
Pekcan G, Rakıcıoğlu N. Türkiye’de vitamin ve mineral (mikronütrient) yetersizliği. Seminar on Food Safety and Nutrition Policy: Developments in Safety Assessment and Nutrition Science. Working Document. 22-23 November 1999b. Ankara,123-124.
Pekcan G. Türkiye’de Beslenme Durumu. 5. Uluslararası Spor Bilimleri Kongresi Bildiri Özetleri. Ankara, 5-7 Kasım 1998: 51-53.
Pkcan G, Budak N, Yüksel B, Toçoğlu N. Country Follow-up Report. Consultation on International Conference on Nutrition Follow-up in the European Region and Organization for Economic Cooperation and Development Countries.Turkey, 1996.
Pekcan G. İlkokul Çocuklarında Demir Yetersizliği Anemisi, Enfeksiyon ve Okul Başarısı Arasındaki Etkileşimler Üzerinde Bir Araştırma. Beslenme ve Diyet Dergisi 1984: 13: 51-66.
Saydam G, Oktay İ, Möller I. Türkiye’de Ağız Diş Sağlığı Durum Analizi. TÜR- AĞIZ-SAĞ-001(DSÖ), Seçil Ofset, İstanbul, 1990.
Tunçbilek E, Boduroğlu K, Alikaşifoğlu M. Neural Tube Defects in Turkey: Prevalance, Distribution and Risk Factors. The Turkish Jurnal Pediatrics. 1999: 41:299-305.
TC Resmi Gazete, 9 Temmuz 1998- Sayı: 23397,Türk Gıda Kodeksi Yemeklik Tuz Tebliği, Tebliğ No: 98/11.
T.C. Resmi Gazete, 31 Ağustos 1999- Sayı:23802; Türk Gıda Kodeksi Yemeklik Tuz Tebliğinde Değişiklik Yapılması Hakkında Tbliğ, Tebliğ No: 99/8.
T.C. Resmi Gazete, 15 Ağustos 2000- Sayı:24141; Türk Gıda Kodeksi Yemeklik Tuz Tebliğinde Değişiklik Yapılması Hakkında Tebliğ, Tebliğ No: 2000/29.
T.C.Tarım ve KöyişleriBakanlığı, Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğü, Gıda Durum Raporu, Politika ve Stratejileri.2000.,Yayın No:7,Ankara.
T.C.Tarım ve Köyişleri Bakanlığı. Türkiye Tarımsal Kalkınma Stratejisi. Ankara,2000.
Türkiye Diyetisyenler Derneği- TDD. Hızlı Hazır Yemek Sistemi(Fast Food). Hizmetiçi Eğitim Semineri, 17-18 Kasım 1993, Ankara.
Tönük B, Gültürk H, Güneyli U, Arıkan R, Kayim H, Bozkurt Ö. 1984-Gıda Tüketimi ve Beslenme. Tarım, Orman ve Köyişleri Bakanlığı/ Unicef, Koruma Kontrol Genel Müdürlüğü.Ankara,1987.
Türkiye Sağlık ve Nüfus Araştırması, TSNA- 1998. Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü, Macro International Inc., Sağlık Bakanlığı, Ana Çocuk Sağlığı –Aile Planlaması Genel Müdürlüğü. 1999Ankara.
Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması, TSNA- 1993. Sağlık Bakanlığı(Türkiye), Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü ve Macro International Inc. 1994. Ankara, Türkiye.
Urgancıoğlu I, Hatemi H. Türkiye’de Endemik Guatr. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nükleer Tıp ABD Yayın No.14, Emek Matbaacılık, İstanbul, 1989.
Wetherilt H, Açkurt F, Brubacher G, Okan G, Aktas, Turdu S. Blood vitamin and mineral levels in 7-17 years old Turkish children. Internat J Vit Nutr Res 1992:62: 21- 29.
WHO. The Impact of Food and Nutrition on Public Health. The Case for Food & Nutrition policy and Action Plan for the European Region of WHO 2000-2005.
WHO. Nutrition Experiences in Northern Europe.Report on a WHO Consultation. Copenhagen, 18-22 January 1988. (EUR/ICP/NUT 134).
WHO/ UNICEF : Global Prevalence of Vitamin A Deficiency. MDIS Working Paper 2. WHO/ NUT/95.3,1995.
WHO/UNICEF/ICCIDD. Global Prevalance of Iodine Deficiency Disorders. MDIS Working Paper , 1993.
Yalvaç S, Aydın A. İstanbul’un Çeşitli İlçe ve Belde Belediyelerinde Kullanılan Şebeke, Sokak Çeşmesi, Kuyu ve İstasyon Sularında ki Florür Düzeyleri. Türk Pediatri Arşivi. 2000:35:78-86.
Yeşil Y, Demirkol M. Diş Çürüklerinden Korunmada İstanbul İlinde Çocuklara Fluorid Desteği Gereği. İ.Ü. İstanbul Tıp fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ABD. Beslenme ve Metabolizma Bilim Dalı Yayınları, Özfa Mat. Ltd. Şti., 2000, İstanbul.
Yordam N,Çalıkoğlu AS, Hatun Ş, Kandemir N, Oğuz H, Teziç T, Özalp İ. Screening for congenital hypothyroidism in Turkey. European Journal of Pediatrics. 1995:154: 8: 614-616.
Yücecan S, Pekcan G, Canyürekli G, Kılıçbay S, Çilingiroğlu N. A Report on Nutritional Status and Its Health Impacts. Country Report. Turkey, 1991
Kaynak: Prof. Dr. Gülden PEKCAN Okunma sayısı: 6429
Sayın kullanıcımız:
saglikvakfi.com ve saglikvakfi.org.tr' nin içeriği, kullanıcıyı sağlıklı yaşam konusunda bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır. Sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu kaynaktan yola çıkarak, ilaç tedavisine başlanması ya da mevcut ilaç tedavisinin değiştirilmesi kesinlikte tavsiye edilmez. saglikvakfi.com ve saglikvakfi.org.tr'nin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.